İstanbul, geçtiğimiz dört gün boyunca finans dünyasının ağırlık merkezine dönüştü. Cumhurbaşkanlığı himayelerinde, AlBaraka İslam Ekonomisi Forumu’nun ev sahipliğinde gerçekleşen 3. Global İslami Ekonomi Zirvesi, sadece bir konferans dizisi değil, küresel sermayenin geleceğine dair bir yol haritası arayışıydı. İstanbul Finans Merkezi'ndeki buluşma; merkez bankası başkanlarından yatırımcılara, akademisyenlerden sektör liderlerine kadar geniş bir yelpazeyi 'Sürdürülebilir Kalkınma İçin Servetin Yapılandırılması' başlığı altında birleştirdi.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın katılımıyla ivme kazanan zirvede, faiz odaklı sistemin yarattığı kırılganlıklara karşı İslam ekonomisinin üretim ve adalet eksenli duruşu öne çıktı. Erdoğan’ın sistemin doğasına dair yaptığı vurgu, salonlarda yankı bulan en temel eleştiriydi. Sadece kâr odaklı olmayan, toplumsal refahı ve etik sorumluluğu merkeze alan bu yaklaşım; AlBaraka İslam Ekonomisi Forumu Mütevelli Heyeti Başkanı Abdullah Saleh Kamel ve Mescid-i Haram İmamı Şeyh Dr. Saleh bin Abdullah bin Humaid gibi isimler tarafından "bütüncül bir yaşam biçimi" olarak tanımlandı.
Tartışmaların merkezinde ise şaşırtıcı bir biçimde yapay zeka ve dijitalleşme vardı. Finansal dünyayı dönüştüren algoritmalardan tokenizasyona, şeriata uygun dijital varlıklardan risk yönetimine kadar her detay masaya yatırıldı. Uzmanlar, teknolojinin İslam ekonomisiyle entegrasyonunu, adaleti ve şeffaflığı sağlayan bir "kaldıraç" olarak yorumladı. Sermayenin sadece dijital cüzdanlar arasında değil, KOBİ’lerin üretim bantlarında ve girişimcilik ekosisteminde dolaşması gerektiği fikri ise zirvenin ana omurgasını oluşturdu.
Zirve, sadece teorik bir tartışma platformu olarak kalmadı; CIBAFI, İslam İşbirliği Teşkilatı Tahkim Merkezi ve çeşitli üniversitelerle kurulan stratejik ortaklıklar, sürecin somut adımlara evrildiğini gösterdi. AlBaraka İslam Ekonomisi Forumu Genel Sekreteri Yousef Hassan Khalawi’nin kapanışta verdiği mesaj ise netti: Gelecek yılki odağa "yatırım ve bankacılık modelleri" alınacak. Dört günün sonunda İstanbul, sadece bir ev sahibi değil, sürdürülebilir ve etik finansın küresel merkezi olma iddiasını tescilleyen bir merkez olarak öne çıktı.