Ankara Etimesgut’ta 31 yaşındaki Şeyma Gökçe’nin 14’üncü kattan düşerek hayatını kaybettiği o karanlık gece, hukuk terazisinde karşılığını bulamadı. Genç kadının ölümüyle ilgili yürütülen ve uzun süredir kamuoyunun dikkatle izlediği dava süreci, sanık Hüseyin U.’nun beraatıyla noktalandı. Mahkeme salonunda yankılanan karar, genç kadının yakınları için kapanmayan bir yaranın, hukuk içinse 'yetersiz delil'in tescili oldu.
Olayın yaşandığı günden bu yana zihinleri kurcalayan soru aynıydı: Şeyma Gökçe bir cinayete mi kurban gitti, yoksa tüm bunlar trajik bir tesadüften mi ibaretti? Savcılık, 28 yaşındaki Hüseyin U. hakkında 'kasten öldürme' iddiasıyla dosyayı mahkemeye taşımıştı. Ancak yargılama boyunca sunulan bulgular, bir insanın suçluluğunu kesinleştirecek ağırlığa ulaşamadı. Hukuk sisteminin temel dayanaklarından olan 'şüpheden sanık yararlanır' ilkesini işleten mahkeme heyeti, suçlamayı destekleyecek somut ve sarsılmaz bir kanıtın yokluğunda sanığın beraatına hükmetti.
Adliye koridorlarından yansıyan bu sonuç, vicdanlardaki soru işaretlerini tamamen silmeye yetmedi. Modern ceza hukuku, iddiaların ötesinde, tartışmaya yer bırakmayan materyal delillerin peşine düşer. Bu davada da yargıçlar, duyguların değil, somut verilerin ışığında hareket etti. Karar Hüseyin U. için özgürlük anlamına gelse de, Şeyma Gökçe’nin gidişiyle geride kalan boşluk ve cevapsız sorular, Ankara'nın gündemindeki bu trajedinin en acı parçası olarak kalmaya devam ediyor.