İstanbul'un sokaklarını, insanlarını ve zamana direnen dokusunu bir ömür boyu merceğinden süzerek bize aktaran Ara Güler'in mirası, bugünlerde sanal alemin soğuk ve acımasız gündeminde. O ki, 'İstanbul'un Gözü' olarak anılırken, şehrin nefesini, ruhunu karelerine hapsetmişti. Ancak bu değerli külliyat, ne yazık ki dijital dünyanın acımasız eleştirilerine maruz kalıyor.
Son günlerde Twitter başta olmak üzere çeşitli sosyal medya platformlarında alevlenen bir tartışma, Ara Güler'in fotoğrafçılık serüvenini ve sanatsal duruşunu sorgular hale getirdi. Usta ismin eserlerini yüceltenlerin yanı sıra, onu günümüzün hızlı akan görsel dilinin dışında kaldığı yönünde eleştirenler de belirdi. Bu ani ve keskin ayrışma, sanat dünyasında ve Güler'in takipçilerinde hayret uyandırırken, sanatın hangi ölçütlerle değerlendirilmesi gerektiği sorusunu da beraberinde getirdi.
Bu tartışmaların merkezinde, Ara Güler'in özellikle belgesel ağırlıklı işlerinin, bugünün dinamik ve hızla değişen görsel estetiğine ne denli uyum sağladığı sorusu yatıyor. Oysa ki usta fotoğrafçının temel gayesi, anlık güzellikleri yakalamaktan çok, dönemin ruhunu ve İstanbul'un eşsiz atmosferini zamana karşı bir direniş olarak kayıt altına almaktı. Bu farklı bakış açıları, sanatın ne denli kişisel ve yoruma açık bir alan olduğunu bizlere bir kez daha hatırlatıyor.