Teknolojinin hayatımıza kattığı konforun ötesinde, insan iradesini hedef alan yeni bir iktidar haritasıyla karşı karşıyayız. Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, geleneksel güç odaklarının; yani toprağın, sermayenin ve ordunun yerini artık veri merkezleri ile algoritmaların aldığını hatırlatıyor. Bakanın dikkat çektiği nokta oldukça net: Bugünün dünyasında dijital araçlar sadece birer gereç değil, bireyin karar mekanizmalarını ve davranış kodlarını şekillendiren görünmez birer mimar.
Bakanlık nezdinde dijitalleşmeyi salt teknik bir beceri olarak okumadıklarını belirten Tekin, ekranların arkasındaki o devasa veri akışının çocukların mahremiyet algısından vatan sevgisine kadar geniş bir yelpazeyi baskı altına aldığını savunuyor. Ona göre asıl mesele, çocukları teknolojiyle arasına mesafe koymaya zorlamak değil; dijital dünyanın sunduğu cazip içeriklerin ortasında, çocuğun kendi özgür muhakemesini ve iç dengesini nasıl muhafaza edeceğini öğretmek.
Özellikle Şanlıurfa ve Maraş gibi bölgelerde yaşanan acı tecrübelerin, bu koruma refleksinin ne kadar hayati olduğunu kanıtladığına vurgu yapan Tekin, çözümün kökenini eğitimle birleştiriyor. Bakan, çocukların zihinsel ve manevi dünyasını aile, okul ve öğretmen iş birliğiyle tahkim etmenin, onları dijital dünyanın sahte vaatlerine karşı en güçlü zırh olacağını ifade ediyor. Sonuç olarak, çocuğun içsel derinliği ne kadar zenginleşirse, dış dünyanın yıkıcı etkileri de o kadar etkisiz kalacak.