Yıl 1980. Türkiye'nin siyasi tarihinde kara bir leke olarak yerini alan 12 Eylül askeri darbesinin ardından, en çok adı anılan mekanlardan biriydi Diyarbakır 5 No'lu Cezaevi. Yıllar süren sessizlikten sonra, bu derin izleri taşıyan yapı, şimdi bir belgesel ile yeniden hayat buluyor. "Posta Kutusu 213 Diyarbakır", İstanbul Film Festivali'nde ilk kez gösterildi ve salonda yankı uyandırdı. Bu yapım, sadece bir cezaevinin duvarlarını değil, aynı zamanda orada yaşanan insanlık dramlarını, direnişleri ve unutulmaz acıları gözler önüne seriyor.
Belgeselin adı, başlı başına bir çağrışım yaratıyor. "Posta Kutusu 213 Diyarbakır". Bu basit adres, binlerce mektubun, çaresizliğin, umudun ve belki de hiç ulaşamayan mesajların simgesi. Yönetmenler, bu postane kutusunun ardına gizlenen hikayeleri gün yüzüne çıkarmak için yola koyulmuşlar. Darbe döneminin karanlık atmosferinde, duvarlar ardında yaşananları, zulmü ve insanlık dışı muameleleri günümüz izleyicisine aktarmak, kolay bir iş değil. Ancak bu çaba, tarihin o kirli sayfalarının unutulmaması adına büyük önem taşıyor.
İstanbul Film Festivali'nin bu yılki programında yer alması, belgeselin taşıdığı anlamı daha da güçlendiriyor. Festival, sanatın toplumsal hafızayı tazeleyen gücünü bir kez daha hatırlatıyor. "Posta Kutusu 213 Diyarbakır", sadece geçmişe bir yolculuk değil, aynı zamanda günümüzle de derin bağlar kuran bir yapım. Çünkü o cezaevinin duvarlarına sinmiş olanlar, ne yazık ki, hala tam olarak silinmiş değil. Bu belgesel, belki de bir yüzleşme, bir anlama ve bir daha asla yaşanmaması temennisi için atılmış önemli bir adım.