Eğitim Sen, Türkiye genelinde toplumsal yaşamın dar kalıplara hapsedilmesine karşı bayrak açtı. Sendikanın Merkez Kadın Sekreteri Gülçin İsbert, gündelik hayatın her hücresine sızan muhafazakarlaşma eğiliminin, kadınların kamusal alandaki görünürlüğünü doğrudan hedef aldığını belirtti. İsbert'e göre bu süreç, münferit bir idari tercih değil, temel hak ve hürriyetlerin sistematik bir biçimde aşındırılması operasyonu.
Sendikanın radarında, özellikle çalışma hayatındaki kadınların annelik hakları var. 2005/14 sayılı Başbakanlık Genelgesi ile koruma altına alınan hamilelik dönemi izinleri, pek çok okulda ve idari birimde yöneticilerin sübjektif yorumlarına kurban gidiyor. Eğitim Sen, bu hakların yalnızca mevzuat metinlerinde yazılı kalmasına değil, sahadaki pratik uygulamalarda da tavizsiz bir şekilde hayata geçirilmesine odaklanıyor.
Mücadele hattını sadece yerel genelgelerle sınırlamayan sendika, çıtayı uluslararası hukuka taşıyor. Özellikle 2002 yılında yürürlüğe giren ILO C183 sayılı Annelik Koruması Sözleşmesi'nin tam teşekküllü uygulanması, Eğitim Sen'in en temel pazarlık konusu durumunda. Kadınların iş ve aile yaşamı arasındaki ince çizgide, şiddet ve ayrımcılık sarmalına girmeden varlık gösterebilmeleri için bu sözleşmenin bir güvence mekanizması olarak işletilmesi hayati önem taşıyor.
Sonuç olarak Eğitim Sen, hak gasplarının arttığı bu iklimde hem kazanılmış hakları korumak hem de uluslararası standartları yerel mevzuatın üzerine çıkarmak adına kararlı bir duruş sergiliyor. İsbert'in çağrısı oldukça net: Kadınların çalışma yaşamındaki varlığı, keyfi uygulamalara veya toplumsal mühendislik projelerine değil, evrensel güvencelere emanet edilmeli.