Körfez'de F-35 Fiyaskosu: Yedi İniş, Sayısız Soru İşareti

Körfez'de F-35 Fiyaskosu: Yedi İniş, Sayısız Soru İşareti

Amerika'nın gökyüzündeki tartışmasız gücü F-35 savaş uçakları, Körfez semalarında son bir haftadır yaşanan tuhaf olaylar zinciriyle beklenmedik bir sarsıntı geçirdi. Ortadoğu'daki diplomatik ve askeri gerilimin zirve yaptığı bir dönemde, tam yedi kez, acil durum kodlarıyla Katar ve Birleşik Arap Emirlikleri'ne sığınmak zorunda kalan bu gelişmiş jetler, Washington'ın askeri prestijine gölge düşüren bir tablo çizdi. Havacılık çevreleri, bu durumun ABD'nin hava üstünlüğü iddialarını sorgulatan ciddi bir gelişme olarak kayıtlara geçtiğini vurguluyor.

Peki, havacılık camiasında 'Squawk 7700' adıyla anılan bu gizemli kod, gökyüzünde bir uçağın kaderi hakkında ne fısıldar? Uzmanlar, transponder sistemleri aracılığıyla iletilen bu evrensel sinyalin, o anki tüm hava trafik kontrol birimlerine ve radar ağlarına 'acil yardım' çağrısı olduğunu net bir şekilde belirtiyor. Bir uçağın sistemlerinde kritik bir sorun yaşadığını ya da dışarıdan gelen bir müdahaleye maruz kaldığını gösteren bu kodun, F-35'ler tarafından ardı ardına kullanılması, ya sistemik bir arızanın derinleştiğini ya da dışarıdan gelen sinsi bir müdahalenin varlığını düşündürüyor.

Bu beklenmedik inişlerin ardındaki asıl neden, bölgenin jeopolitik dengelerini derinden etkileyecek cinsten: İran'ın elektronik harp (EH) kapasitesindeki dikkat çekici yükseliş. Devrim Muhafızları Ordusu ve müttefik grupların son dönemdeki EH faaliyetleri, ABD'nin İran hava sahasına yönelik olası bir saldırısını etkisiz hale getirmede kilit rol oynuyor gibi görünüyor. Zira bu tür bir müdahale, F-35'lerin manevra kabiliyetini ve operasyonel etkinliğini ciddi şekilde kısıtlayarak, Amerikan hava gücünün bölgedeki itibarını sarsma potansiyeli taşıyor. Bu gelişmelerin, Türkiye'nin F-35 projesiyle ilgili stratejilerini yeniden değerlendirmesi ve bölgesel güvenlik dinamiklerini yeni bir gözle ele alması gerektiğini düşündüren yorumları da beraberinde getirdiğini unutmamak gerek.

Bu teknik aksaklıklar ve ardındaki şüpheler, aynı zamanda Washington ile Tahran arasında Katar üzerinden yürütülen hassas diplomatik trafiğin de bir yansıması. Gelen bilgiler, ABD'nin nükleer programla ilgili uranyum zenginleştirme konusundaki katı itirazlarını yumuşatmaya, Hürmüz Boğazı'nın egemenliği meselesinde daha uzlaşmacı bir noktaya gelmeye zorlandığını gösteriyor. İran'ın kararlı duruşu ve müzakere masasında sergilediği direnç, bu geri adımların temelini oluşturuyor. Körfez ülkelerinin yeni bir çatışmadan kaçınma arzusu ve ABD askerlerinin bölgeden uzaklaştırılması yönündeki talepleri de bu diplomatik baskının önemli bileşenleri arasında yer alıyor.

İran Dışişleri Bakanı'nın televizyon ekranlarından yansıyan demeçleri, müzakerelerin ana hatlarını da gözler önüne seriyor. Anlaşma koşullarının; savaşın tamamen sona ermesi, ABD'nin tehditkar duruşundan vazgeçmesi, deniz ablukasının kaldırılması ve dondurulmuş İran varlıklarının serbest bırakılması gibi kritik maddeleri içerdiği belirtiliyor. Müzakerelerin iki aşamalı ilerleyeceği ve ilk etapta dijital imzalı bir mutabakat zaptının hayata geçirilebileceği konuşuluyor. Tüm bu tablo, ABD için adeta yeni bir Vietnam senaryosu çizildiğine dair yorumları güçlendiriyor; zira Washington'ın bölgedeki stratejik hamlelerinin, beklenenden çok farklı, istenmeyen sonuçlar doğurabileceği endişesi giderek büyüyor.