Gayrimenkulde karbon karnesi dönemi: Artık binaların da bir 'emisyon notu' var

Gayrimenkulde karbon karnesi dönemi: Artık binaların da bir 'emisyon notu' var

Gayrimenkul piyasasında artık sadece lokasyon veya metrekare hesabı devri kapanıyor. Modern değerleme uzmanları, binanın ömrü boyunca dünyaya ne kadar yük bindirdiğini, yani 'gömülü karbon' miktarını mercek altına alıyor. Bu yeni yaklaşım, binaları sadece birer beton yığını olarak değil, yaşayan ve çevresel maliyet üreten ekosistemler olarak görmemizi sağlıyor.

UK Green Building Council verilerine göre, yapılı çevreden kaynaklanan emisyonların yüzde 20'si şimdiden gömülü karbondan geliyor. Daha çarpıcı olan ise 2035 yılına kadar bu oranın yüzde 50'yi aşacağının öngörülmesi. RMI ve Skanska'nın yaptığı analizler, maliyeti yüzde 1'den bile az artırarak karbon ayak izini yüzde 40 oranında düşürmenin mümkün olduğunu kanıtlıyor. Yani artık çevreci olmak, sanıldığı gibi bütçeyi sarsan bir lüks değil, rasyonel bir tercih haline geliyor.

Türkiye'de Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı'nın 10 bin metrekare üzerindeki yeni binalar için yaşam döngüsü analizini zorunlu kılması, piyasa dinamiklerini kökten değiştiriyor. Denge Değerleme Genel Müdürü Simla Budakoğlu Sönmezler, bu düzenlemenin gayrimenkul değerlemesinde bir milat olduğunu vurguluyor. Ona göre artık binaların operasyonel performansları kadar, inşaat sürecinden yıkım aşamasına kadar olan tüm karbon etkisi, fiyatlama ve risk analizlerinin kalbine yerleşiyor.

Budakoğlu Sönmezler, önümüzdeki dönemde piyasada keskin bir ayrışma bekliyor. Kurumsal kiracıların ESG kriterleri doğrultusunda artık sadece 'yeşil' binalara kapılarını açtığı bir gerçek. Bu durum, düşük karbon performansına sahip yapıların değer kaybetmesine ve piyasada 'atıl varlık' statüsüne düşmesine yol açacak. Özetle; çevresine duyarlı binalar değerlenirken, karbon yükü ağır olanlar için çetin bir dönem başlıyor.