Sabah gözlerimizi açtığımız o ilk anlarda artık güneşe veya pencereden sokağa bakmıyoruz; parmaklarımız alışkanlıkla ekranların ışığında geziniyor. Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) 2025 Zaman Kullanım Araştırması, dijitalleşmenin günlük hayatımızın kılcal damarlarına kadar sızdığını somut verilerle belgeliyor. Bir zamanlar günümüzü çevreleyen sanal mecralar, bugün varoluşumuzun tam merkezinde yer alıyor.
Okuma alışkanlıklarımızdaki erozyon ise rakamlara acı bir tablo olarak yansıyor. 2015 yılında her beş kişiden ikisinin elinden düşürmediği gazeteler ve dergiler, bugün okuyucu kitlesinin yarısından fazlasını yitirmiş durumda. Yüzde 39,4’ten yüzde 20,1’e gerileyen basılı medya tüketimi, yerini hızla sosyal medyanın kontrolsüz akışına bırakıyor. Bilgiye ulaşma pratiklerimiz, derinlikli bir analizden ziyade parmak hareketleriyle geçiştirilen kısa notlara indirgendi.
Toplumsal rollerimizdeki o kadim eşitsizlik ise 2025 yılında dahi değişmemiş görünüyor. 10 yaş üzerindeki vatandaşlar günün yaklaşık 9 saatini uykuyla geçirirken, çalışma hayatındaki dengesizlik ev içinde daha da belirginleşiyor. Erkekler günde 6 saatlik mesaiyle profesyonel hayata odaklanırken, kadınlar iş hayatındaki 4 saat 58 dakikalık paylarının yanı sıra, ev içi sorumluluklara 2 saat 38 dakika ayırıyor. Erkeklerin bu alandaki 47 dakikalık katkısı, ev içi emeğin nasıl adaletsiz dağıldığını tek başına haykırıyor.
Kuşağı kuşaktan koparan bir diğer gerçek ise fiziksel hareketliliğin ihmali. Gençlerin tamamen dijital eğlencelere gömüldüğü, klasik medyanın ise 55 yaş üstü vatandaşların sadakatiyle ayakta kaldığı bir dönemdeyiz. Tüm bu dijital telaşın içinde en vahim tablo ise spor ve doğa yürüyüşlerine ayrılan günlük 12 dakikalık dilim; zihnimizi dijitalle doldururken, bedenimizi ihmal ettiğimiz gerçeği bir alarm gibi karşımızda duruyor.