Nisan ayının karanlık tablosu: 26 kadın cinayeti, 23 şüpheli ölüm

Nisan ayının karanlık tablosu: 26 kadın cinayeti, 23 şüpheli ölüm

Türkiye’de her ay benzer acılarla güne uyanıyoruz. Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu'nun (KCDP) nisan ayı raporu, ülkedeki şiddet ikliminin ne denli vahim boyutlara ulaştığını rakamlarla tescilledi. Geçtiğimiz ay 26 kadın, en yakınındaki erkekler tarafından katledildi. Bu, sadece bir istatistik değil; her gün bir yaşamın daha söndüğü, ailelerin parçalandığı ve toplumun vicdanını sızlatan bir yıkım tablosu.

Sayılar bununla da sınırlı kalmıyor. Raporda 23 kadının ölümü ise 'şüpheli' kategorisinde sınıflandırıldı. Evin içinde, balkonda veya sokak ortasında gerçekleşen bu 'kaza' ya da 'intihar' süsü verilmiş vakalar, adalet arayışının neden ne kadar elzem olduğunu gösteriyor. Birçok dosyanın cinayet şüphesiyle açılıp derinlemesine incelenmediği sürece failin yanına kâr kaldığı bir düzenle karşı karşıyayız. KCDP, bu vakaların üzerindeki sis perdesinin kaldırılması için hukuki mekanizmaların derhal devreye girmesi gerektiğini hatırlatıyor.

Peki, bu cinayetlerin arkasında ne var? Fail profilleri incelendiğinde tablo değişmiyor; çoğu olayda karşımıza çıkan isimler eşler, eski eşler veya sevgililer oluyor. Kadının kendi yaşamına dair aldığı en ufak bir karar, boşanma talebi ya da hayır deme iradesi, şiddet sarmalını tetikleyen birer bahane olarak kullanılıyor. Tahakküm kurma çabası, en temel hak olan yaşam hakkının önüne geçiyor.

Sorun sadece münferit cinayetler değil, sistemin işleyişindeki aksaklıklar. Yasal düzenlemelerin kağıt üzerinde kalması, 6284 sayılı Kanun'un etkin uygulanmaması ve caydırıcılıktan uzak cezalar, şiddet failine cesaret veriyor. Nisan ayı, sadece bir takvim yaprağı değil; kadına yönelik şiddetin, toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin ve cezasızlık politikasının yarattığı enkazın belgesi niteliğinde. Türkiye'nin, kadınların özgürce nefes aldığı bir yer olması için sadece yasaların değil, zihniyetin de değişmesi şart.