Gökdelenlerin gölgesinde, trafik uğultusunun eksik olmadığı bir yaşamda zihinsel bir mola vermek artık lüks değil, zorunluluk. İnsanlar, dijital dünyanın gürültüsünden uzaklaşıp geçmişin ağırbaşlı sessizliğine sığınmak için antik surların ya da asırlık avluların kapısını çalıyor. 'Tarihi sessizlik' olarak adlandırılan bu yeni arayış, aslında hızla tüketilen kent yaşamına karşı geliştirilmiş bir savunma mekanizması.
Eski taş duvarların yankıladığı o kadim dinginlik, sadece turistik bir merakın ötesine geçerek ruhsal bir rehabilitasyon alanına dönüşüyor. Uzmanlar, mekanların fiziksel dokusunu korumanın ötesinde, o sessizliği muhafaza etmenin toplum sağlığı üzerinde iyileştirici bir etkisi olduğu konusunda hemfikir. Kentlerin betonlaşmış siluetinde kaybolan huzuru, geçmişin tozlu raflarında değil, bizzat o sessizliği soluyabileceğimiz tarihi dokuda buluyoruz.