İstanbullu sanatseverlerin La Traviata sınavı: Aşk, fedakârlık ve toplumsal duvarlar

İstanbullu sanatseverlerin La Traviata sınavı: Aşk, fedakârlık ve toplumsal duvarlar

Opera sahnesinin en çok sahnelenen, belki de en trajik hikayelerinden biri olan La Traviata, 17. Uluslararası İstanbul Opera ve Bale Festivali kapsamında yeniden hayat buluyor. Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürlüğü'nün ev sahipliğinde gerçekleşecek bu özel gösterimler, 5 ve 6 Haziran tarihlerinde Türk Telekom Opera Salonu'nun kapılarını sanat tutkunlarına açacak. Üç perde boyunca sürecek olan bu sahne şöleni, sadece bir aşk öyküsü değil, aynı zamanda bireyin toplumla girdiği sessiz ama yıkıcı savaşın bir yansıması.

Alexandre Dumas'nın 1848 tarihli romanı Kamelyalı Kadın’dan ilham alan Giuseppe Verdi, bu eseri operanın altın çağına taşıyan isim oldu. Francesco Maria Piave'nin librettosuyla örülen Violetta’nın hikayesi, Paris sosyetesinin katı kuralları altında ezilen bir kadının fedakarlığını ve tutkusunu merkeze alıyor. Müzikal şeflik koltuğunda Eyyub Quliyev ve Zdravko Lazarov'un oturduğu prodüksiyonda, Paolo Villa koro yönetimini üstleniyor. Sahne tasarımında Çağda Çitkaya, kostümlerde Gizem Betil ve ışıkta Yakup Çartık gibi deneyimli isimlerin imzası bulunan eser, koreografide Kürşat Kılıç’ın dokunuşlarıyla derinleşiyor.

La Traviata'yı izlemek, sadece görkemli aryaları dinlemek anlamına gelmiyor; aynı zamanda dönemin ahlak anlayışıyla yüzleşmek demek. Toplumsal yargıların bireysel arzuları nasıl bir cendereye soktuğunu gözler önüne seren bu yapıt, yıllar geçse de güncelliğini koruyan bir başkaldırı niteliğinde. Sahne ışıkları Violetta üzerinde yanarken, izleyici hem dönemin Paris’ine tanıklık edecek hem de kendi zamanının tabularını yeniden sorgulama fırsatı bulacak.