Joachim Trier, 2021'de 'Dünyanın En Kötü İnsanı' ile sinema dünyasında yankı uyandırmıştı. Şimdi ise aynı yönetmen, 'Manevi Değer' (Sentimental Value) ile karşımızda. Bu kez kadroda 'Dünyanın En Kötü İnsanı'ndan tanıdık yüzler Renate Reinsve ve Anders Danielsen Lie var. İlk filmde yönetmenle tam olarak bağ kuramayanlar için 'Manevi Değer', sürpriz bir keyif vadediyor.
Hikaye, iki kız kardeş Nora (Renate Reinsve) ve Agnes'in (Inga Ibsdotter Lilleaas), bir zamanların parlak yönetmeni babaları Gustav Borg (Stellan Skarsgård) ile yeniden bir araya gelmesiyle başlıyor. Gustav, tiyatro sahnesinin yetenekli ismi Nora'ya, kendi ailesinden esinlenen bir filmde başrol teklif eder. Nora bu teklifi geri çevirse de, babasının rolü hevesli genç Hollywood yıldızı Rachel Kemp'e (Elle Fanning) emanet ettiğini öğrenince işler karışır. Kız kardeşler, babalarıyla olan karmaşık bağlarını yeniden gözden geçirmek zorunda kalır.
Film, çocukluk, büyüme sancıları, aile bağları ve nesiller arası aktarılan travmalar gibi temaları ele alırken, tüm bu dinamiklerin merkezine bir karakter yerleştiriyor: Gustav, Nora ve Agnes'in aile evinin ta kendisi. Bu ev, adeta ailenin geçmişine ve geleceğine ayna tutuyor.
Bordo ve siyahın hakim olduğu gotik bir müstakil ev, filmin ana mekanı. Nora'nın ilkokul yıllarında yazdığı bir kompozisyonda, evini yaşayan bir varlık gibi betimlemesi, onun bu mekana duyduğu derin bağı ortaya koyuyor. Ev adeta nefes alıyor, duyumsuyor. Seyirci de evin bu canlılığını fark ettiğinde, hikayeye bambaşka bir gözle bakmaya başlıyor. Ancak evin duvarlarındaki çatlaklar ve yavaş yavaş çöküşü, içindeki sorunların somut bir yansıması adeta.
Gustav Borg'un, evi adeta parçalayan bir figür olduğu ilk anlardan itibaren hissediliyor. Başarılı yönetmen kimliğiyle sektörde kalmaya çalışan Gustav'ın, kızlarıyla kurduğu çetrefilli ilişki, filmin temel çatışmalarından birini oluşturuyor. Kariyerinde yeni bir sayfa açmak isteyen Gustav, uluslararası tanınırlıktaki genç oyuncu Rachel Kemp için bir baba figürüne dönüşürken, kendi kızı Agnes, babasıyla ancak onun filminde rol aldığında yakınlaşabildiğini dile getiriyor.
Filmin ilginç bir yönü, karikatürize olmaktan kaçınması. Rachel Kemp karakteri, ilk okuduğumda daha abartılı bir portre çizecek gibi dursa da, aslında iyi bir oyuncu olma çabasındaki samimi bir figür olarak karşımıza çıkıyor. Elle Fanning'in canlandırdığı bu karakter, Norveçli bir yönetmen ve ekiple çalışmak için ülkeye gelen Amerikalı bir oyuncu olarak, kendi deneyiminin de bu süreçle paralellikler taşıdığını belirtiyor.
Uyarı: Bundan sonraki kısım filmin gidişatını ele veren bilgiler (spoiler) içerebilir.
Filmin derinliklerine indikçe, Gustav'ın Nora'yı neden ısrarla filminde oynatmak istediği anlaşılıyor. Kendi hayatından esinlenen hikayeyi anlatan Gustav, aslında Nora ile olan yıpranmış ilişkisini perdeye taşımak istemiş. Senaryoyu okuyan Agnes, bu gerçeği fark edince ablasını projeye bir şans vermesi için ikna ediyor.
Nora'nın Agnes'e kıyasla daha sancılı bir yaşam sürdüğü film boyunca belirginleşiyor. Film sonunda Nora'nın, aynı aileden gelmelerine rağmen Agnes'in neden daha parlak bir hayata sahip olduğunu sorgulaması, afişteki kardeşlik anıyla taçlanıyor. Agnes, kendisinin daha iyi bir yaşam sürmesinin sırrının, büyüme sürecinde ablasının ona bir ebeveyn gibi destek olması olduğunu açıklıyor.
Bu noktada, nesiller arası travmayı kıran kişi, ne kadar başarısızlık hissi taşısa da Nora oluyor. Film, Nora'nın ve Agnes'in oğlunun, Gustav'ın filminde rol almasıyla sona eriyor. Bu, bir nevi geleceğe umutla bakışın simgesi.
'Manevi Değer', dingin anlatımı, zor konuları ustaca işlemesi ve her karaktere affetme, affedilme veya vazgeçme konusunda bir alan tanımasıyla gönlümü fethetti. Aile yapısını merkeze alan dram türü severler için kaçırılmaması gereken bir yapım. Filmin hala vizyonda olduğunu hatırlatmak isterim. Şimdiden iyi seyirler.