Nisan 2026: Rakamların ötesinde bir toplumsal yıkım

Nisan 2026: Rakamların ötesinde bir toplumsal yıkım

Nisan 2026, Türkiye’nin kanayan yarası olan şiddet sarmalının durulmadığı, aksine toplumsal dokunun her katmanına yayıldığı bir ay oldu. Bianet’in saha raporları, sadece 30 gün içinde 28 kadın ve bir çocuğun erkek şiddetiyle hayattan koparıldığını belgeliyor. Bu veriler, kağıt üzerinde kuru sayılardan ibaret gibi görünse de aslında her biri, evlerin içindeki sessiz çığlıkların ve sokak ortasında yitip giden hayatların ağır birer kanıtı.

Sistemin açıklarını ifşa eden vakalar, şiddetin boyutunu da gözler önüne seriyor. İstanbul’da eski eşi tarafından otel odasında katledilen Yonca Kölge vakası, failin cezaevi izniyle dışarıda olmasına olanak tanıyan denetim mekanizmasındaki zafiyeti tartışmaya açtı. Benzer bir biçimde, Adana’da baraj gölünde cansız bedeni bulunan hamile Bahar A.’nın hikayesi, yakın çevredeki erkek egemen şiddet ağının ne denli ölümcül bir mekanizmaya dönüşebildiğini kanıtlıyor. Öte yandan, Türkiye’nin farklı noktalarında düzenlenen fuhuş operasyonları, kadın bedeninin meta haline getirildiği modern kölelik düzeninin ne kadar geniş bir coğrafyaya yayıldığını açıkça gösteriyor.

Şiddet zincirinin en savunmasız halkası yine çocuklar oldu. İzmir’de parkta oyun oynayan 2 yaşındaki S.E.’nin bıçaklı saldırıya uğraması ya da Şırnak’taki istismar vakaları, toplumun çocukları koruma konusunda ne kadar çaresiz kaldığını haykırıyor. Güvenli alan kavramı artık yalnızca bir illüzyon; Edirne’den Bursa’ya kadar uzanan geniş bir coğrafyada çocuklar ve kadınlar, adeta kendi mahallelerinde avlanıyor.

Dosyası kapatılamayan veya 'şüpheli' damgasıyla tozlu raflara kaldırılan ölümler ise adaletin üzerindeki ağır örtüyü simgeliyor. Burdur, Urfa, Mardin ve Batman gibi şehirlerde, geride cevaplanmamış sorular bırakan bu ölümler, adalet arayışının neden bu kadar yıpratıcı olduğunu hatırlatıyor. Nisan ayı, geride yas tutan aileler ve şiddet ikliminde yaşam mücadelesi veren bir toplumun vicdan azabını bırakarak kapandı.