Türkiye'nin son otuz yılına dair bir okuma yapmak istiyorsanız, 23 Ocak 1995 tarihinde atılan imzaların izini sürmeniz şart. Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası (Eğitim Sen), kurulduğu günden bu yana yalnızca maaş pazarlığı yapan bir yapı olmanın ötesine geçti. Sendika, ülkenin eğitim sisteminde yaşanan her büyük kırılmanın, müfredat değişikliklerinin ve siyasi gerilimlerin ilk elden tanığı; bir nevi toplumsal hafızanın bekçisi konumunda.
KESK bünyesinde örgütlenen sendikanın arşivleri, bugün sadece kağıt yığınlarından ibaret değil. Bir tarafta yeni müfredat modellerinin yarattığı ideolojik tartışmalar, diğer tarafta okullardaki temel hijyen krizi gibi somut sorunlar... Sendika yönetimi, bu başlıkları sadece mesleki birer dosya olarak görmüyor; aksine bunları Türkiye’nin kronikleşmiş sorunlarına karşı örülmüş birer direniş hattı olarak tanımlıyor. İzmir'de gerçekleştirilen "Laik Eğitim, Laik Yaşam" mitingi, sendikanın sadece okul koridorlarıyla sınırlı kalmayıp, toplumsal ve siyasal bir özne olarak masada olduğunu net bir şekilde gösterdi.
Mevcut ekonomik tablo ise eğitim emekçileri için her geçen gün daha da ağırlaşıyor. Enflasyonun öğüttüğü maaşlar, öğretmenleri ve eğitim çalışanlarını "Geçinemiyoruz" çığlığı etrafında birleştirdi. Sendika, 25 Kasım gibi kritik tarihlerde hak arayışını bir adım ileri taşıyarak toplumsal cinsiyet eşitliği gibi meseleleri de ajandasında tutuyor. Önümüzdeki 2025 toplu sözleşme dönemi, sendikanın sadece bugünü değil, yarının çalışma koşullarını nasıl şekillendireceğinin de bir sınavı niteliğinde. Kısacası Eğitim Sen, mücadelesini sınıfların dört duvarı arasından çıkarıp, ülkenin her köşesine yayılan o geniş arşivinin sayfalarına kazımaya devam ediyor.