Rus edebiyatının dev ismi Lev Tolstoy’un kaleminden dökülen Anna Karenina, aradan geçen onca yıla rağmen insanoğlunun en derin yaralarına parmak basmaya devam ediyor. Romanın o ağır ve hüzünlü atmosferi, bu kez İstanbul’un tiyatro sahnelerinde ete kemiğe bürünüyor. Aşkın yıkıcı gücü ile 19. yüzyılın katı ahlakçı yapısı arasındaki o kadim çatışma, modern bir sahneleme diliyle izleyicinin karşısına çıkıyor.
Hikâyenin merkezinde, kendi arzularının esiri olmuş, toplumun biçtiği dar elbiseye sığmayan bir kadının varoluş mücadelesi yatıyor. Anna Karenina’nın içsel fırtınaları, sadece bir aşk trajedisini değil, aynı zamanda bireyin özgürleşme arzusunun bedelini de gözler önüne seriyor. Yönetmenler, bu zorlu anlatıyı sahneye taşırken karakterin çaresizliğini ve tutkusunu ön plana çıkararak seyirciyi doğrudan olayın içine çekmeyi amaçlıyor.
Haziran ayı boyunca şehrin farklı noktalarında perdelerini açacak olan bu yapım, klasik metinlerin neden hala güncel kaldığını kanıtlar nitelikte. Edebiyatın tozlu sayfalarından çıkıp ete kemiğe bürünen bu dramı izlemek, aslında kendi iç dünyamızdaki kısıtlamalarla yüzleşmek anlamına geliyor. Eğer insanın ruhunu zorlayan o derinlikli hikâyelerin peşindeyseniz, bu uyarlama ajandanızda yer almayı hak ediyor.