Ortadoğu topraklarında yükselen dumanlar, turizm sektörünün üzerine çöken ağır bir sis bulutu gibi. Eski Turizm Bakanı Bahattin Yücel, katıldığı bir programda bu gerilimin geçici bir 'sınır çatışması' olmadığını, aksine küresel dengeleri derinden sarsan yapısal bir sorun olduğunu savundu. Yücel'e göre, bölgedeki olayları sadece yerel bir kriz olarak okumak, Rusya-Ukrayna savaşında yapılan o büyük stratejik hatayı tekrarlamaktan farksız.
Deneyimli turizmci, meselenin kökeninde Çin ve Batı dünyası arasındaki devasa enerji rekabetinin yattığını vurguluyor. Petrol fiyatlarının 60 dolarlardan 120 dolarlara taşınmasının arkasındaki güç odaklarına işaret eden Yücel, bu tablonun turizm üzerinde yarattığı tahribatı üç ana başlıkta topluyor: Kontrolsüz yükselen yakıt giderleri, havayolu şirketlerinin uçuş maliyetleri ve küresel ulaşım ağlarında yaşanan kaos. Körfez ülkelerinin birer aktarma merkezi olarak işlevselliğini yitirme riski, uzun menzilli turizmi doğrudan çıkmaza sürüklüyor.
Türkiye'nin konumu ise bu resimde çift taraflı bir risk taşıyor. Yücel, 90'lardaki Körfez Savaşı döneminde olduğu gibi, Türkiye'nin çatışma coğrafyasına yakınlığının yabancı turist nezdinde 'güvenli değil' algısını tetikleyebileceği uyarısında bulunuyor. Sektörün kendi içindeki kur-enflasyon kıskacı da cabası; oteller artan maliyetlerin altında ezilirken, fiyat rekabetinde elleri kolların bağlı kalıyor.
2026 yılına dair beklentiler ise pek iç açıcı değil. Rezervasyonların yavaşladığı, pazarlarda kontenjan daralmalarının konuşulduğu bir atmosferde, Türkiye'nin 'fırsat ülkesi' olabilmesi için hukuki güven ve istikrarlı bir yatırım iklimi şart. Ancak Yücel, mevcut şartlar altında bu dönüşümün kolay olmayacağı görüşünde. Avrupa medyasında Türkiye'ye yönelik artan olumsuz algı kampanyaları da hesaba katıldığında, önümüzdeki dönemin sektör için hem jeopolitik hem de ekonomik anlamda oldukça çetin geçeceği şimdiden netleşiyor.