Direksiyonu devlet mi devralıyor? Türkiye ekonomisinde yeni dönem

Direksiyonu devlet mi devralıyor? Türkiye ekonomisinde yeni dönem

Türkiye ekonomisi, yarım asırdır süregelen alışkanlıklarını terk etmeye hazırlanıyor. Onlarca yıldır yatırım, istihdam ve ihracat gibi hayati süreçlerin başrolünde yer alan özel sektör, son üç yıldır pençesinde olduğu yüksek faiz sarmalı nedeniyle yavaşlamış durumda. Enflasyonla mücadele programının uzaması, iş dünyasının hareket alanını daraltırken, Ankara'daki ekonomi yönetimi yeni bir denge arayışına girdi: Kamu eliyle kontrollü büyüme.

Ülkenin jeopolitik konumu ve genç nüfus avantajı, büyümeyi tarihsel olarak bir mecburiyet kıldı. Ancak 1980'lerden bu yana süregelen küresel sisteme eklemlenme süreci, inişli çıkışlı bir rota çizmemize neden oldu. Parlamenter sistemin siyasi istikrarsızlıkları ve özelleştirme süreçlerinin yarattığı boşluklar, özel sektörün tam anlamıyla ana motor görevi görmesini engelledi. 2000'li yılların başında yakalanan siyasi istikrar ve altyapı hamleleri bu tabloyu değiştirse de, bugün gelinen noktada özel sektörün 'finansman susuzluğu' sistemin tüm dişlilerini yavaşlatıyor.

Şu anki tablo oldukça düşündürücü. İktisatçı Richard Armey’in 'Armey Eğrisi' ile formüle ettiği üzere, kamu harcamalarının büyüme üzerindeki etkisi belirli bir noktadan sonra tersine dönebiliyor. Türkiye'de ise durum biraz daha farklı; özel sektörün üzerine binen borç yükü ve kamu sektörünün finansman piyasalarındaki baskınlığı, üreticiyi yatırımlarını askıya almaya zorluyor. Kredi musluklarının özel sektör yerine kamu projelerine odaklandığı bu yeni konjonktür, devletin ekonomideki ağırlığını yeniden artıracağı bir dönemin habercisi gibi görünüyor. Peki, bu model verimliliği nasıl etkileyecek? İhracat odaklı sanayinin bu yeni 'kontrollü' iklimde nefes alıp alamayacağını önümüzdeki çeyrekler gösterecek.