İzmir'in köklü eğitim yuvası Ege Üniversitesi, akademik başarılarla değil, son yılların en büyük kamu yolsuzluğu iddialarından biriyle sarsıldı. Cumhuriyet Başsavcılığı’nın düğmeye bastığı operasyonla, üniversitenin döner sermaye ve satın alma süreçlerinin nasıl bir 'paravan şirketi' ağına dönüştürüldüğü gözler önüne serildi. 2020 ile 2025 yılları arasında gerçekleştirilen 2,5 milyar liralık ihale ve doğrudan temin işlemlerinin büyük bir kısmında, kağıt üzerinde var olan ancak fiiliyatta tek bir çivi bile çakmayan firmalara ödeme yapıldığı tespit edildi.
Soruşturmanın en çarpıcı detayı ise üniversite koridorlarında resmi bir unvanı olmamasına rağmen karar verici konumda bulunan Ş.Ç. isimli şahıs. İddialara göre Ş.Ç., kendine ayrılan özel bir makam odasından üniversitenin tüm satın alma süreçlerini yönetiyor, bürokratlar ve yüklenici firmalar arasında adeta bir 'koordinatör' gibi hareket ediyordu. Sistemin işleyişi oldukça profesyonelce kurgulanmıştı: İhaleleri sorgulama potansiyeli olan dürüst personel başka birimlere sürgün edilirken, örgütün talimatlarına sadık isimler kritik noktalara yerleştirildi.
Dosyada yer alan isimler ise üniversitenin yönetim kademesinin en tepesine uzanıyor. Eski genel sekreter M.A., eski hastane başmüdürü Ö.Ö., mali hizmetler müdürü H.Z. ve Tıp Fakültesi Dekanı D.B. gibi kritik pozisyondaki şahısların, kurulan bu devasa çarkın yöneticileri olduğu öne sürülüyor. Bazı kamu görevlilerinin ise doğrudan kendi veya aile yakınlarının şirketlerini ihalelerin merkezine yerleştirerek kamu kaynaklarını kendi kasalarına aktardığı belirtiliyor.
Toplamda 26 farklı yasadışı eylemin tespit edildiği soruşturma kapsamında, haklarında gözaltı kararı çıkarılan 45 kişiden 44'ü emniyet güçlerince yakalandı. Şimdi herkes aynı sorunun yanıtını arıyor: Üniversitenin bütçesinden uçup giden bu 2,5 milyar lira nerede ve bu devasa vurgun, akademik denetim mekanizmalarının gözü önünde yıllarca nasıl gizlenebildi?