Bir hayattaki en küçük bir besin eksikliği bile uzun vadede öngörülemeyen sonuçlar yaratabilir. Uluslararası Diyabet Federasyonu (IDF), 1955 yılından bu yana bilim dünyasında tartışmaya açık kalan ve 1999’da resmi sınıflandırmadan atılmış bir diyabet türünün kaderine son verdi. 2026’da Tip 5 diyabet, 25 milyon insana ait tıbbi veriler ışığında nihai tanıma kavuştu.
Hastalığın tanısı, özellikle tüberkülozdan daha yaygın olduğu belirtiliyor. Albert Einstein Tıp Fakültesi’nden Meredith Hawkins, ''Yetersiz besleneyen birinin insülin üretme yetisinin nasıl yıkılabileceğini düşünmek bile yeterli'' diyor. Geçtiğimiz yıllarda yapılan deneyler, pankreastaki bu hasarların genellikle 10 yaş altı çocuklarda başladığını ve 20 yaşlara kadar gizli kalabildiğini gösterdi.
Tip 5 diyabet, geleneksel sınıflandırmada yer almayan bir ''kısıtlı besin kaynakları'ndan kaynaklanan metabolik dengesizlik'' konumuna yükseldi. İddia ediliyor ki, bu hastalık Tip 1 diyabetteki insülin eksikliğini, Tip 2 diyabetteki direnci bir arada barındırmıyor. Exeter Üniversitesi’nden Craig Bell: ''Tanıya ulaşmak, doğru tedaviyi başlatmanın öncüsü. Aksi takdirde verilen her ilaç potansiyel ölümcül olabilir.'
2022’de Hawkins’in liderliğinde yürütülen çığır açan çalışmada, yetersiz beslenmeyle açığa çıkan bu diyabetin genetik değil, çevresel bir patoloji olduğunu belirlediler. Güney Hindistan’daki örneklerde pankreasın zamanla ''uyum sağlayarak'' kaybedilen insülin üretimini birkaç yıl boyu dengelemeyi denediği, bu süreçte ise vücuttan gelen hormonlarda aşırı salgının görüldüğü tespit edildi.
Resmi tanı, tıbbi eğitimlerde anlatılmayan bir hastalığın artık evrilemeyeceğini gösterdi. IDP’nin hazırladığı yeni kılavuzda, Tip 5’te öncelikli tedavinin düşük doz insülin uygulamaları olduğunu belirtiyorlar. Ancak bu tedavi, özellikle sağlık altyapısının zayıf olduğu bölgelerde ciddi risk taşıyor. Üstelik bu diyabet, Latin Amerika, Karayipler ve Afrika’daki geçim sıkıntısını doğrudan etkiliyor.
Uluslararası sağlık topluluklarına eleştiri yöneltiliyor: ''Bir yılda binlerce hastanın hayatını kaybettiğimiz bir hastalık, 20. yüzyılın ortalarındaki ilk izlenimlerden sonra 2026’da resmen tanımlandı.'' Bu değerlendirme, tıp tarihi açısından bir paradoks olarak öne çıkarken, tıbbi literatürdeki boşlukların ne kadar büyük olduğunu gösteriyor. Meredith Hawkins’ın ''Hastalığa dair her bilgi, bir hayat kurtarabilir'' sözüyle biten analiz, artık Tip 5’in küresel sağlık gündeminde yer almasının kaçınılmaz olduğunu vurguluyor.